İMPARATORLUKLAR NASIL GİZLENİR? New York Times “Amerikan Egemenliği Bitti” Derken, Aslında Hangi Zemini Hazırlıyor?

Bu yazı, “Amerikan egemenliği bitti” manşetlerinin ardında saklanan daha derin bir soruya odaklanıyor: Gerçekten bir imparatorluk mu çöküyor, yoksa yalnızca biçim mi değiştiriyor? The New York Times gibi küresel anlatı kurucularının “son” ilanları; borç, seçici hukuk, dijital denetim ve kurumsal aşınma üzerinden yeniden örgütlenen bir gücün izlerini gizliyor olabilir. Bu metin, geri çekilme söylemiyle sunulan hamlelerin nasıl bir zemin hazırlığına dönüştüğünü; imparatorlukların artık bayraklarla değil, uyum rejimleriyle nasıl işlediğini sorguluyor. Bu bir komplo anlatısı değil. Bu, manşetlerin arkasına bakmadır.

Ahmet Turan Yıldız

1/14/20267 min read

“Amerikan egemenliği bitti” diyen manşetler çoğu zaman bir çöküşü değil, biçim değiştirmiş bir iktidarı haber verir.
Geri çekilme gibi sunulan hamleler, aslında yeni bir küresel düzenin zemin temizliği olabilir.
Soru şu: Bu anlatı halkları mı bilgilendiriyor, yoksa elitlerin güç transferini mi görünmez kılıyor?

GİRİŞ

Son yıllarda küresel medyada aynı cümle dolaşıma sokuluyor:
“Amerikan egemenliği sona erdi, yeni bir dünya geliyor.”

Bu ifade ilk bakışta büyük bir tarihsel kırılmaya işaret ediyor gibi duruyor. Ama manşetin cazibesi, içeriğin tehlikesini gizliyor. Çünkü bu cümle, olanı anlatmaktan çok, olup bitene nasıl bakmamız gerektiğini fısıldıyor.

Özellikle The New York Times 12 Ocak tarihli yazısında, gibi küresel gündemi belirleme gücü yüksek yayın organlarında bu söylemin yer alması, tesadüf değil. Aynı dil; Batı’daki düşünce kuruluşlarından, Doğu’daki araştırma enstitülerine; Atlantik merkezli medyadan Avrasya eksenli analizlere kadar geniş bir alanda tekrar ediliyor. Farklı merkezler, farklı çıkarlar… ama aynı anlatı.

Bu noktada durup sormak gerekiyor:
Bir imparatorluk gerçekten çökerken mi, yoksa çöktüğü ilan edilirken mi daha tehlikelidir?

Bu soruyu sormak kolay.
Yanıtlamak zor.
Çünkü burada kesin konuşan herkes, aslında bir şeyleri kaçırıyor olabilir.
Ama şunu da kabul etmek gerekiyor: Görmezden gelinen bazı örüntüler, artık tesadüf diye geçiştirilemeyecek kadar tekrar ediyor.


“Bir imparatorluk çöktüğünü söylüyorsa, büyük ihtimalle yer değiştiriyordur.”

Tarih bize şunu gösteriyor:
İmparatorluklar nadiren gürültüyle yıkılır. Çoğu zaman sessizce biçim değiştirir. Askerî görünürlüğü azaltır, kurumsal yüklerinden sıyrılır, hukuku seçici hâle getirir, borç ve teknoloji üzerinden yeni bağlar kurar. Ve bütün bu süreci, “eski düzen bitti” manşetleriyle kamufle eder.

Bugün “Amerikan sonu” başlığı altında anlatılan şey, bir güç kaybından çok, gücün yeniden konumlanması olabilir. Trump yönetiminin çok taraflı kurumlardan çekilmesi, küresel anlaşmaları askıya alması, ittifakları zorlaması; bir geri çekilme değil, yeni bir düzen öncesi zemin hazırlığı olarak da okunabilir.

Bu yazı, tam da bu noktada duruyor.
Manşetlerin arkasına bakıyor.
“Yeni dünya” söyleminin kime alan açtığını, kimin işine yaradığını ve hangi güç ilişkilerini görünmez kıldığını sorguluyor.

Çünkü bazen güneş batmaz.
Sadece göz kamaştıracak şekilde yer değiştirir.
“‘Amerikan sonu’ manşetleri, güç kaybını değil, gücün daha az görünür hâle gelişini anlatıyor.”

New York Times’ın “ABD’nin küresel hakimiyeti sona erdi, yeni bir gerçeklik geliyor” çizgisi, kulağa büyük bir tarih cümlesi gibi geliyor. Ama bu tür metinler çoğu zaman haber değil, zihin ayarıdır.
Bize şunu fısıldar: “Alışın. Bu bir dönem kapandı. Yeni dönem başladı.”

Oysa psikotarih şunu söyler:
Dönemler kapanmaz; dönemler anlatılarla kapatılır.
Ve anlatıyı kuran, genellikle gücü kaybeden değil; gücü yeniden düzenleyen taraftır.

NYT’nin merkez aldığı tabloyu güçlendiren çok somut veriler var: Trump yönetiminin çok taraflı yapılardan çekilme hamleleri buna örnek. Beyaz Saray’ın 66 uluslararası kuruluştan çekilmeyi duyurduğu açıklamalar, Reuters/AP gibi ajansların haberleriyle de teyit edildi.
Bu hamlelerin iklim alanındaki boyutunu Reuters ayrıca “Birden fazla BM iklim anlaşmasından çekilme” başlığıyla aktardı.

Şimdi soru şu:
Bu gerçekten “egemenliğin sonu” mu, yoksa egemenliğin görünmezleşmesi mi?

Trump Doktrini: “Geri çekilme” değil, temizlik ve zemin hazırlığı

Trump doktrini dışarıdan “dünyadan elini çekme” gibi görünebilir. Oysa daha yakından bakınca, bu bir geri çekilme değil; sahneyi yeniden kurma hamlesidir.

• Çok taraflı kurumlar (BM çatısı, iklim rejimleri, bazı uluslararası platformlar) bir tür “yük” olarak tanımlanıyor.
• Çekilme, aslında “kural koyucu liderlik”ten vazgeçip “kural bozucu üstünlük”e geçişi kolaylaştırıyor.
• Böylece ABD, dünyaya “benim kurallarıma uymayan mekanizmaları terk ederim” mesajı veriyor; ama aynı anda standart belirleme alanlarında (teknoloji, finans, güvenlik) nüfuzunu başka kanallardan sürdürüyor.


“Geri çekilme gibi sunulan her hamle, bazen sahne arkasında daha sert bir oyunun ön hazırlığıdır.”

Bu noktada karşı bir itiraz yükseliyor:
“ABD geri çekilmek zorundaydı. Aksi halde sistem kendi ağırlığı altında çökecekti.”

Bu görüş, teknokratik olarak tutarlı görünebilir.
Ancak sorun tam da burada başlıyor:
Zorunluluk diye sunulan her tercih, aynı zamanda yeni bir üstünlük biçimini meşrulaştırır.

Bu yüzden NYT’nin “egemenlik bitti” şablonu yanıltıcıdır:
Bitmiş gibi gösterilen şey, çoğu zaman yeniden paketlenmiş bir güç kullanımıdır.

Küresel borç: Bayraksız imparatorluğun ana yakıtı

Bugünün dünyasında egemenliği ölçmek için yalnızca üs saymak yetmez.
Yeni ölçü birimi şudur: borç bağı.

NYT’nin çizdiği “çok merkezli ticaret” fotoğrafı doğru olabilir; ama borç mimarisi hesaba katılmadığında fotoğraf eksik kalır. Çünkü:

• Bir ülke ticarette çeşitlenirken, finansmanda tek kanala mahkûm olabilir.
• Bir ülke “bağımsız” görünürken, borç çevrimini sürdürebilmek için hukukunu, maden rejimini, vergi düzenini, hatta kamu kurumlarını yeniden biçimlendirebilir.

Borç, yalnızca para değildir:

Bu durum çoğu zaman bir masa başı kararı gibi anlatılır.
Oysa sahada karşılığı şudur:

Bir ülke, bütçe açığını kapatmak için attığı imzada, maden ruhsatlarından vergi aflarına; yargı takviminden kamu ihalelerine kadar uzanan bir dizi “uyum” maddesini kabul eder.

Bu imzayı atanlar değişir.
Ama borcun dili kalır.

Borcun siyaseti vardır; borcun psikolojisi vardır; borcun itaati vardır.
Ve bu itaat, tanklarla değil “piyasa dili”yle kurulur.


“Bayraklar inerken borç defterleri kabarıyorsa, ortada bir çöküş değil, yeni bir tahakküm vardır.”

Uluslararası adalet: “Hukuk” var, ama seçmeli hukuk

NYT’nin “yeni gerçeklik” dediği şeyin en çıplak yüzü burada görülür:
Uluslararası adalet, küresel ölçekte bir vicdan terazisi değil; çoğu zaman bir jeopolitik kaldıraç gibi çalışır.

• Kimler yargılanır, kimler “müttefik” sayılır?
• Kimler yaptırım görür, kimler “stratejik ortak” diye korunur?
• Aynı fiil, bir ülkede “suç”, diğerinde “güvenlik politikası” olur.

Bu, düzenin çökmesi değil; düzenin seçicileşmesidir.


“Hukukun herkese eşit uygulanmadığı bir düzende, adalet değil denge yönetilir.”

İmparatorluklar tam da böyle gizlenir:
Herkese aynı hukuk değil, herkese uygun hukuk.

Dijital para ve gözetim: Yeni düzenin sessiz omurgası

NYT yazıları genellikle ticareti, ittifakları ve kurumları konuşur.
Ama asıl omurga başka yerde büyür: dijital denetim.

Bugün dünya, adım adım şuna doğru gidiyor:

• daha izlenebilir ödeme sistemleri
• daha sıkı kara para/uyum rejimleri
• daha fazla veri eşleştirme (harcama davranışı = risk profili)
• daha kolay “kısıtlama” ve “dışlama” mekanizmaları

Bu, yalnızca güvenlik meselesi değil; toplum yönetimi meselesidir.
Paranın dijitalleşmesi, paranın “hız” kazanması değildir sadece;
paranın disiplin aracı hâline gelmesidir.


“Bugünün imparatorluğu haritalarda değil; kredi sözleşmelerinde, veri merkezlerinde ve algoritmalarda gizlidir.”

İmparatorluk burada da gizlenir:
Bayrakta değil, cüzdanda.

“2030 Ajandası” tartışması: Hedef mi, kılıf mı, kavga alanı mı?

“2030 ajandası” meselesi Türkiye’de ve dünyada iki farklı biçimde konuşuluyor:

1. Resmî çerçevede: BM’nin 2015’te kabul ettiği 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi ve 17 hedef (SDGs).

2. Gayriresmî/eleştirel okumada: Bu gündemin uygulama araçlarının (fonlar, standartlar, veri rejimleri, denetim mekanizmaları) toplumu daha ölçülebilir ve yönetilebilir hâle getirdiği iddiası.

Gazeteci şerhi şu olmalı:
BM’nin metni tek başına “gizli plan” kanıtı değildir; ama uygulama mimarisi, teknoloji ve finansla birleştiğinde güç yoğunlaşmasına hizmet edebilir.


“‘Yeni dünya geliyor’ söylemi, çoğu zaman halkı özne olmaktan çıkarıp izleyiciye dönüştürür.”

Yani kavga “hedefler” üzerinde değil sadece;
hedeflere giden yolun kimin elinde olduğu üzerindedir.

Kurumların zayıflatılması: NATO, BM, AB, BRICS… “Çöküş” mü, yeniden dizilim mi?

Benim makro çerçevem şunu söylüyor;
“Kurumlar çökerken hedefler aynı kalıyor; yalnızca şekil değişiyor.”

Bu cümle çok şey anlatıyor. Çünkü bugün sahnede görülen şey, kurumların “işlevsizleşmesi” değil; meşruiyet kaybı üzerinden bir yeniden dizilim.

• NATO, BM, AB gibi yapılar bir yandan eleştiriliyor;
• BRICS gibi alternatif platformlar büyüyor;
• ama sonuçta halkın karşısına çıkan şey genellikle “daha demokratik” bir düzen değil, daha parçalı ama daha denetimli bir dünya oluyor.

Bu süreçte Trump tarzı liderlikler “zemin hazırlayıcı” rol görebilir:
Kurumları yıpratır, “globalizm” diye hedef gösterir, meşruiyeti aşındırır;
sonra ortaya çıkan boşluk, çoğu zaman şirketlerin, fonların, teknoloji ağlarının, güvenlik bürokrasilerinin daha rahat hareket ettiği bir alana dönüşür.


“Kurumlar zayıfladığında güç dağılmaz; yalnızca daha az hesap verir hâle gelir.”

Bu yüzden “şirketokrasi” (şirketlerin devlet gibi davranması) fikri komplo olmaktan önce şuna işaret eder:
siyasetin yerini sözleşmelerin alması;
kamunun yerini platformların alması;
vatandaşın yerini kullanıcının alması.

SONUÇ MU: NYT’nin “son” dediği yerde, hikâye yeni başlıyor

NYT “Amerikan egemenliği bitti” derken, okurun zihnine bir final sahnesi yerleştiriyor.
Oysa biz bugün bir final değil, bir geçiş tekniği izliyoruz:

• kurumların meşruiyetini aşındır
• borçla hizala
• seçici hukukla terbiye et
• dijital para/uyum rejimleriyle gözetimi büyüt
• güvenlik dilini toplumsal disipline çevir
• “yeni dünya” diyerek kitleyi izleyici yap


“İmparatorluklar artık asker göndermiyor; uyum dayatıyor.”

İmparatorluklar böyle gizlenir:
Bittiklerini söyleyerek.

Ve güneş tam burada yakar:
Gözünü kamaştıran şey batış değil;
gücün yeni biçimde doğuşudur.

Elbette her şey tek merkezden yönetilmiyor.
Elbette dünya eskisi gibi değil.
Ama tam da bu belirsizlik çağında, “bitti” denilen her gücün hangi biçimde devam ettiğini sormak, artık bir tercih değil; zorunluluk.

NYT Yazısı: https://www.nytimes.com/2026/01/12/opinion/trump-venezuela-world-mercosur.html