Gerçek Neden Sürekli Değişiyor? Seri-3

Gerçek neden sürekli değişiyor? Dilin, gündemin ve parçalanan hafızanın gerçeği nasıl karşılaştırılamaz hâle getirdiğini psikotarihsel olarak inceleme

ÇÖKMEDEN YÜRÜYEN DÜNYA

2/9/20264 min read

Bir süredir, garip bir şey oluyor. Çok garip. Aynı olay yaşanıyor. Aynı görüntüler ekranda. Aynı cümleler dolanıyor etrafta. Ama insanlar, aynı şeyden bahsetmiyor.

Bir olay çıkıyor. Tartışmalar başlıyor ama, derinleşmiyor. Dağılmaya başlıyor. Sonra, başka bir olay geliyor. O da dağılırken, geriye kalan şey olayın kendisi değil, o olayın yarattığı duygular. İnsanlar artık ne olduğunu değil, ne hissettiklerini hatırlıyor.

Şimdi, burada durup sormak lazım: Gerçek neden sürekli değişiyor?

Dur.

Daha doğru bir soru var burada: Gerçek neden artık karşılaştırılamıyor?

Gerçeğin Kırıldığı Yer

Tarih boyunca, gerçek sabit olmadı. Ama bir ortak zemin vardı. Bir savaş çıkardı; herkes farklı anlatırdı ama, “savaş oldu” gerçeği tartışılmazdı. Ekonomik bir kriz yaşanırdı; tartışılırdı nedenler ama, “kriz yaşandı” inkâr edilmezdi.

Ama şimdi, o zemin yok.

Bir olay oluyor ve bir kesim için “haklı mücadele.” Diğer bir kesim için “tehdit.” Başka bir kesim için “abartı.” Ve bir diğeri için “yok hükmünde.”

Bu yalnızca kutuplaşma değil. Hayır, bu, gerçeğin çoğullaşması.

Ve çoğullaşan gerçek, zamanla işlevsizleşiyor. Kısa bir cümle:

Karşılaştırılamayan gerçek, ortak hafıza üretmez.

Düşünceler serbestçe akarken, bir şeylerin kaybolduğunu hissediyorum. Herkes kendi gerçeğini yaşarken, ortak bir zemin bulmak zor. Gerçeklerin çarpıştığı bu yerde, biz kimiz? Nereye gidiyoruz? Gerçekten bir şeyler kayboluyor mu? Belki de dil, hafızanın en önemli parçası. Ama bu parçalar, bir araya gelmiyor gibi...

Dil Gerçeği Nasıl Taşır?

Gerçek, çıplak hâliyle ortalıkta dolanmaz. Her zaman dil aracılığıyla gelir. Ama işin ilginç yanı, dil sadece anlatmakla kalmaz. Dil, aynı zamanda bir çerçeve kurar. Mesela, bir olaya “kriz” derseniz, çözüm beklersiniz. “Fırsat” derseniz, uyum beklersiniz. “Tehdit” derseniz, korku doğar. “Normalleşme” derseniz, itirazı törpülersiniz. Olay değişmez, ama anlam değişir.

Burada mesele sansür değil. Mesele, hangi kelimenin seçildiği. Kısa bir durak. Gerçek, kelimenin içine sığdığı kadardır.

George Orwell’i Aşan Bir An

Burada çoğu insan, Orwell’i hatırlar. Dilin daraltılması, hafızanın silinmesi, gerçeğin yeniden yazılması… Evet, bunlar hâlâ geçerli. Ama bugün yaşadığımız şey, Orwell’in tarif ettiğinden bile daha parçalı. Orwell’de bir merkez vardı. Merkez konuşurdu; gerçek tek elden değişirdi. Ama şimdi, merkez yok. Ya da, çok fazla merkez var. Bu çok merkezlilik, bir özgürlük yanılsaması yaratıyor. İnsanlar “herkes konuşuyor” sanıyor, ama gerçek şu: Herkes konuşuyor ama kimse duymuyor. Çünkü konuşmalar ortak bir dilde buluşmuyor.

Bu, daha sofistike bir kontrol biçimi. Tek bir yalan yerine, bin tane yarım doğru. Yarım doğrular çürütülmez, sadece yorulursun.

Medyanın Sessiz Dönüşümü

Medya eskiden bilgi taşırdı. Artık duyguları taşır. Bu, kötü niyetli bir komplo değil. Yapısal bir dönüşüm. Hız, rekabet ve dikkat ekonomisi medyayı değiştirdi. Artık bir haberin “doğru” olması yetmiyor. Tıklanabilir, paylaşılabilir ve duygu uyandırıcı olması gerekiyor. Bu, dili dönüştürüyor.

Başlıklar sertleşiyor. Cümleler kısalıyor. Bağlam daralıyor. Okuyucu olayın kendisini değil, olay hakkında nasıl hissetmesi gerektiğini alıyor. Kısa bir cümle daha: Hissettiğimiz şey, bilginin önüne geçiyor.

Gündem Neden Sürekli Değişiyor?

Çünkü hafıza yavaş ister. Ama sistem hız ister. Gündem hızlandığında iki şey oluyor: Birincisi, olaylar derinleşmiyor. İkincisi, sorumluluk buharlaşıyor. Bir skandal patlıyor. Bir süre konuşuluyor. Sonra yeni bir başlık geliyor. Eski dosyalar kapanmıyor; sadece askıya alınıyor. Askıya alınan dosyalar, toplumsal hafızada yer etmiyor. Yer etmeyen şey için hesap sorulmaz. Bu, bir ihmal değil; bu, bir yönetim tekniği.

Unutma Nasıl Normalleşti?

Unutmak, bireysel bir zayıflık değil. Toplumsal unutma, örgütlü bir sonuç. Büyük olaylar yarım bırakılıyor. Soruşturmalar uzuyor. Dil değişiyor. Duygu soğuyor. Sonra biri soruyor: “Bu iş ne oldu?” Cevap tanıdık: “Gündem değişti.” Bu cümle masum değil. Kısa ama sert. Gündem değiştiyse, gerçek de değişmiş sayılıyor.

Aynı Olay, Farklı Gerçekler

Bir somut örnek düşünelim. Bir sokak protestosu. Bir medya için: “Demokratik hak arayışı.” Diğer bir medya için: “Kamu düzenine tehdit.” Başka bir medya için: “Marjinal grupların eylemi.” Olay tek. Gerçek üç. İnsanlar bu üç anlatıdan birini seçmiyor. Hayır, insanlar zaten içinde oldukları anlatının korunmasını istiyor. Bu noktada gerçek tartışılmaz; kimlik savunulur.

Hafıza Neden Parçalanıyor?

Çünkü dikkat parçalı. Sürekli bildirimler, sürekli akış, sürekli yeni başlıklar. Hafıza süreklilik ister ama süreklilik bozuldu. İnsanlar olayları değil, olayların yarattığı hissi hatırlıyor. Bu da geçmişin yeniden yazılmasını kolaylaştırıyor. Geçmiş sabit değilse, gelecek de sabit değil.

Huxley’in Sessiz Uyarısı

Burada Huxley devreye giriyor. Zorla değil, hazla yönetilen bir toplum. İnsanlar mutsuz edilmez; oyalanır. Bugün dilin bu kadar yumuşak, bu kadar kaygan olmasının nedeni işte bu. Gerçek sertleşmez; gerçek yumuşatılır. Rahatsız edici kelimeler törpülenir. Sorular ertelenir. İnsanlar rahatsız edilmez. Çünkü rahatsız olan insan sorar.

Şeffaflık Yalanı

Dijital çağın büyük vaadi şeffaflıktı. Her şey görünür olacaktı. Ama görünürlük, gerçeği çoğaltmadı. Gürültüyü çoğalttı. Her şey görünür olunca, hiçbir şey ayırt edilemez hâle geldi. Bu, hafızayı daha da zayıflattı. Şeffaflık erdem değil; bir zorunluluk oldu.

Dil, Hafıza ve Güç

Sonuçta karşımıza çıkan tablo şu: Dil çerçeve kuruyor. Medya duygu taşıyor. Gündem hızlanıyor. Hafıza parçalanıyor. Bu, tek tek bakıldığında dağınık görünebilir. Ama birlikte okunduğunda net bir yönü var: Gerçeğin karşılaştırılamaz hâle gelmesi. Karşılaştırılamayan gerçek, itiraz üretmez.

Burada Bir Durak

Gerçek değişmiyor. Gerçeğe tutunma yetimiz zayıflıyor.

Bu Seri Nereye Gidiyor?

Bu yazı bir son değil. Bir eşik. Bir sonraki adımda şu soruya girmek zorundayız: Gerçek bu kadar parçalanmışken, insanlar neye tutunacak?