1 Mart 2026: İran Operasyonu ve Yönetilen İstikrarsızlık Modeli BOP’un 2026 Versiyonu: Harita Değil, Davranış Mühendisliği
1 Mart 2026’da Hamaney’in öldürülmesiyle başlayan İran operasyonu, Büyük Ortadoğu Projesi’nin harita çizmekten davranış mühendisliğine evrilmiş hali olarak, enerji-finans-egemenlik üçgeninde kontrollü kaos ve yönetilen istikrarsızlık üreterek küresel güç dengesini sessizce yeniden yazıyor.
3/2/20266 min read
Ocak 2026’da diplomasi perdesi açıldı, Şubat’ta yaptırımlar ve askerî yığınak devreye girdi, 28 Şubat’ta İsrail-ABD ortak operasyonu başladı. 1 Mart sabahı İran’ın Yüce Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in öldürüldüğü haberi dünya ajanslarını sardı. Reuters ve AP’nin kareleri Tahran’daki yas kalabalıklarını, Hürmüz’de fırlayan petrol fiyatlarını ve “BOP geri mi döndü?” sorularını aynı anda ekrana taşıdı.
Ben araştırmacı gazeteci olarak bu olayı tek bir “saldırı” diye okumuyorum. Bu, Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) 2003’teki “harita çizme” halinden 2026’daki “davranış mühendisliği” versiyonuna evrilmiş hali. Sınırlar değişmedi ama güç dengesi, enerji damarları ve toplumsal hafıza yeniden yazılıyor. Gelin, Ocak’tan bugüne görünenin arkasındaki mekanizmaları, zamanlamaları ve en kritik soruları birlikte açalım.
Ocak-Şubat: Diplomasi Perdesi Altında Sahne Kuruluyor
Pakistan-Afganistan hattında TTP saldırıları güvenlik kozu, ticaret geçişleri ise tansiyon valfi oldu. Koridor jeopolitiğinde Hindistan-İran Chabahar ABD yaptırımları arasında sıkışırken, Türkiye-Azerbaycan Zengezur/TRIPP tartışması “ulaştırma” diye sunuldu ama aslında egemenlik ve ittifak geometrisiydi. İran-Azerbaycan Şubat sonunda “10 sektör” ekonomik belge imzaladı. Büyük güçlerde Putin-Xi “türbülans dayanıklılığı”, Trump-Xi tarife diplomasisi ve Trump-Putin enerji “ara verme” iddiaları döndü.
Türkiye çoklu dosya oynadı: Erdoğan-Trump telefonunda Suriye-Gazze-savunma sanayi paketi, İran’la “pozitif seyir” vurgusu, Fidan’ın Washington temasları ve Lavrov’un Ankara ziyareti. Görünen denge, görülmeyen ise dosya-bazlı esnek pazarlıktı.
25-28 Şubat: Ekonomik Sıkıştırma + Diplomatik Zaman Kazanma
ABD Hazine’si 25 Şubat’ta İran’ın shadow fleet filosu ve füze tedarik ağlarını vurdu. Aynı gün Hindistan-İsrail savunma paketi gündeme geldi. 26 Şubat’ta ABD-İran görüşmeleri “ilerleme var ama anlaşma yok” diye bitti. 28 Şubat’ta İsrail “önleyici saldırı” ilan etti. Pentagon brifingi ise çarpıcıydı: “İran’ın ABD’ye ilk vuracağına dair istihbarat yoktu.” Diplomasi meşruiyet kaydı üretti, yaptırımlar misilleme kapasitesini maddi olarak daralttı, uçak gemisi yığınağı “haftalar sürecek operasyon” sinyali verdi.
1 Mart Saldırısı ve “Neden Türkiye-Azerbaycan Hedef Değildi?”
Hamaney’in öldürüldüğü operasyon İran misillemesini Körfez’deki ABD üslerine yöneltti. Türkiye ve Azerbaycan’a tek füze düşmedi. Neden? NATO eşiği (5. Madde tartışması), Azerbaycan-Türkiye hattının Avrupa için alternatif enerji damarı olması, Ankara’nın hem ABD’yle hem İran’la köprüleri koruma tamponu ve İran’ın “çemberi genişletmem” mesajı. İran’ın hedef listesi rasyonel maliyet-etki hesabıyla sınırlı tutuldu; NATO üyesi ve enerji geçiş ülkesi olmak “dokunulmazlık kalkanı” işlevi gördü.
Rusya ve Çin’in “Zayıf” Tepkisi: Stratejik Sessizlik mi?
Rusya “açık saldırganlık”, Çin “BM yetkisi yok, uluslararası hukuk ihlali” dedi. Wang Yi-Lavrov görüşmesinde “lider suikastı ve rejim değişikliği kışkırtması” vurgusu yapıldı, BM Güvenlik Konseyi Rusya-Çin talebiyle toplandı. Fiili askeri karşı hamle yoktu. Bu “zayıflık” aslında akıllıca uzak duruştu: Enerji ve ticaret kanallarını korurken ABD’yi meşruiyet tuzağına düşürme stratejisi. Doğrudan taraf olsalar kendi ekonomik kırılganlıklarını (Rusya savaş yorgunluğu, Çin küresel ticaret bağımlılığı) riske atarlardı. Bu yumuşak tepki, 2026-2030’da yeni “alternatif düzen” inşasının ilk adımı olabilir.
Müslüman Birlikleri İran’ı Desteklerken Vatikan Neden Sessiz Kaldı?
İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği hızlı kınama ve dayanışma çağrısı yaptı. Vatikan’dan ise ne Papa’dan ne Dışişleri’nden tek güçlü açıklama geldi. Bu asimetri tesadüf değil. Müslüman tepkisi iç dayanışmayı ve sokak mobilizasyonunu beslerken, Vatikan “Hıristiyan Batı” ile stratejik mesafeyi korudu. Kudüs, Filistin ve enerji hatları gibi dosyalar hem ahlaki hem jeopolitik mayın tarlası. Adalet ve özgürlük söylemi nasıl seçici: Bazı toplumların acısı görünür, bazıları diplomatik sessizliğe gömülüyor.
Çin’in “Destek Sözü” ve Doğu Akdeniz’in Çıkarılmamış Gazı
Çin siyasi destek vaadinde bulundu ama nakit enjeksiyonu gelmedi. Yaptırımları delerek bankalarını riske atmak istemiyor; indirimli petrol alıyor, siyasi koruma sağlıyor ama “İran’ı yaşatır, finanse etmez.” Doğu Akdeniz rezervleri hâlâ yer altında. Türkiye Ocak-Şubat’ta TPAO-ExxonMobil, Chevron ve BP ile yeni arama anlaşmaları imzaladı. Çıkarılmamış gaz “gelecek vaadi” olarak deniz yetki alanı iddialarını sertleştiriyor, şirketleri sahaya çekerek diplomatik ağırlık yaratıyor. Hürmüz şoku vurunca stratejik değeri katlanıyor.
İsrail’in Vaadedilmiş Topraklar İdeali: Egemenlik ve Enerjiyi Birleştiren İdeoloji
Batı Şeria’daki arazi tescil hamleleri fiili ilhakın kurumsallaşması. “Vaadedilmiş topraklar” ideali dini referansla politik egemenlik genişlemesini meşrulaştırıyor. Bu adımlar Doğu Akdeniz gaz rotalarını bloklaştırıyor. Türkiye’nin yabancı şirket anlaşmaları tam da bu bloklaşmaya karşı jeopolitik sigorta.
ABD Borç Krizi ve Küresel Ekonomik Tehlike Çanları: Savaşın Gizli Yakıtı
ABD ulusal borcu 36 trilyon doları aşmışken operasyon petrolü %13 sıçrattı. Dünya Bankası ve IMF “enerji şoku + borç krizi = resesyon” uyarısı yapıyor. Bu kriz ABD’yi “sürekli savaş ekonomisi”ne mahkûm ediyor. İran füzelerinin Amerikan üslerini vurması, İsrail’e düşmesi, gemilere isabet etmesi ve asker ölümleri yüzeyde “İran saldırganlığı” diye sunuluyor. Ama bu kadar öngörülebilir misilleme gerçekten sürpriz miydi? Yoksa kaosu kontrollü tutarak yeni borç döngüsü, askeri harcama ve “güvenlik” söylemini meşrulaştırmak için mi sahnelendi?
Füze Tiyatrosu mu? Kaostan Düzen Yaratma Mantığı
Amerika’nın İsrail’le silah ve teknoloji üstünlüğü ortada. İran’ın füzeleri öngörülebilir hedeflere vuruyor. Savaş ekonomisi şişiyor, adaletsizlik derinleşiyor, insanlar ideolojik kamplara bölünüyor… ve sessizce yeni küresel mimari kuruluyor: Enerji-finans-egemenlik üçgeniyle yönetilen bir dünya. BOP artık harita çizmiyor; korku, borç ve toplumsal yıpranmayla davranışları yeniden yazıyor.
İran İçinde Ne Oldu? Güç Boşluğu, Devrim Muhafızları ve Geçiş
Hamaney’in ölümü (aile üyeleriyle birlikte) İran’da 1979’dan beri en büyük güç boşluğunu yarattı. Rejim çökmedi; Uzmanlar Meclisi ve anayasa gereği üç kişilik geçici konsey kuruldu, Ayetullah Alireza Arafi interim lider oldu. 40 günlük yas ilan edildi. Devrim Muhafızları (IRGC) ağır kayıp verdi (Başkomutan Hüseyin Selami ve diğer üst düzey komutanlar öldü) ama intikam yemini ederek misillemeleri koordine etti ve rejimin hayatta kalmasında kilit rol oynadı. Trump’ın “dokunulmazlık” teklifine rağmen IRGC daha sert, güvenlikçi bir çizgiye kaydı. Boşluk kısa vadede kurumsal mekanizmalarla dolduruldu; uzun vadede ise iç gerilimler derinleşebilir.
İsrail ve ABD İç Siyaseti: Netanyahu’nun Zaferi, Kongre’nin Savaş Yetkisi Mücadelesi
İsrail’de Netanyahu yolsuzluk davalarını güvenlik kriziyle erteleyerek iç desteği pekiştirdi; “önleyici başarı” ve rejim değişikliği söylemi muhafazakâr seçmeni mobilize etti. ABD’de ise Trump Kongre onayı olmadan harekete geçti. Demokratlar (Tim Kaine öncülüğünde) War Powers Resolution için acil oylama talep ediyor; Kongre brifingleri yapılıyor ama “acil tehdit” gerekçesiyle bypass edildi. Reuters/Ipsos anketi destek oranını %27’de gösteriyor. Petrol fiyatı artışı iç muhalefeti körükleyecek.
Araplara “Köle Uşak” Gözüyle Bakmak ve Toplumların Unutulması
ABD Körfez monarşilerini “stratejik ortak” diye ansa da iç belgelerde “güvenlik müşterisi” ve “petrol pompası” olarak gördü. Arap halkları değil rejimler ön planda. 1 Mart sonrası Körfez’de üsler vurulurken sokaklarda “yine biz mi bedel ödeyeceğiz?” sesi yükseldi. PJAK, PYD, Suriye petrolü, İran içi Kürt koalisyonu… hepsi yeni tampon ve vekil ağlar için kullanılıyor. Hiçbir aktör (ABD, Rusya, Çin, İsrail) halkları gerçekten düşünmüyor. Adalet, hukuk, özgürlük söylemleri retorik. Toplumlar savaş, enflasyon ve ideolojik saplantılarla boğuşturulurken yeni düzenin ayak sesleri duyuluyor: Parçalı egemenlik ve “yönetilen istikrarsızlık”.
İran Sonrası Güç Dağılımı: Kim Kazandı, Kim Kaybetti?
Körfez’de ABD güvenlik sağlayıcısı rolünü tahkim etti. Levant-Irak-Suriye’de vekil ağ savaşı yoğunlaştı. Kafkasya-Orta Koridor’da Azerbaycan’ın geçiş kartı güçlendi ama risk arttı. Türkiye enerji fiyat şoku, göç ve sınır riskiyle karşı karşıya ama Doğu Akdeniz anlaşmaları ve NATO kanalıyla manevra koruyor. Rusya-Çin BM’de meşruiyet mevzisi kazandı. ABD taktik üstünlük sağladı ama meşruiyet maliyeti yüksek.
Psikotarihsel Boyut: Travma Devri ve Toplumsal Hafıza
Bölge halkları 2003 Irak’ı, 2011 Suriye’sini hatırlıyor. Her kriz “bu sefer neresi parçalanacak?” sorusunu sorduruyor. Devletler “tehdit” diye gösteriyor, toplumlar “kaçınılmaz kader” diye kabulleniyor. BOP artık sınır çizmiyor; korku, ekonomik bedel ve güvenlikçi refleks üzerinden davranışları yeniden şekillendiriyor.
Sonuç: Yönetilen İstikrarsızlık Çağı
1 Mart 2026 spontane kriz değil. Şubat boyunca ekonomik alan daraltıldı, diplomatik kayıt tutuldu, askeri sahne kuruldu, fırsat penceresi yakalandı. İran’a dokunulmadı çünkü maliyeti aşardı. Çin para göndermedi çünkü sistemini yakmak istemedi. Türkiye enerji kartını büyüttü çünkü krizde masada kalmak için şirkete ihtiyacı vardı. İsrail Batı Şeria’da fiili adımlar attı çünkü egemenlik genişledikçe müzakere daralır. Rusya-Çin’in yumuşak tepkisi, Vatikan’ın sessizliği, Arapların “uşak” muamelesi, ABD’nin borç tuzağı… hepsi aynı tablonun parçası.
Bu, enerji-finans-egemenlik üçgeniyle yürütülen “yönetilen istikrarsızlık” modelidir. Sınırlar haritada aynı kalabilir ama güç dağılımı sessizce yeniden yazılıyor.
Ve biz araştırmacı gözle bakmaya devam edeceğiz. Çünkü görünenin ötesinde yazılan asıl hikâye henüz bitmedi. Toplumlar olarak sorumuz net: Bu yeni düzenin bedelini kim ödeyecek?
